Sabah güneş, doğuşuyla etrafa ışık ve sıcaklık yayar. Bu ışık ve sıcaklık doğanın tüm güzelliğinin birbiriyle kaynaşarak muhteşem bir eserin ortaya çıkışına şahitlik ettirir bize. Doğa bütün renkleriyle birbiriyle uyum içinde hareket eder, hiçbir renk bir diğerini dışlamaz. Hepsi bir diğerini daha güzel gösterebilmek için oradadır. Var güçleriyle bu muhteşem tabloyu yaratmak için çalışırlar. Bıkmazlar, yorulmazlar. Bu doğanın aidiyetinin sonucudur kanımca. Yani aidiyet yaşamın olmazsa olmazıdır bir manada. İnsan için, sabah uyandığında kim varsa aklında ona aitsin demişler. Sadece sabah uyandığımda değil, gün içinde her an, uyumadan önce son düşündüğüm kişi aynı. Şimdi ben kendi zihnine hâkim olamıyor, aklımdan bir kişiyi bir saniye bile çıkaramıyorken, ben kime aitim? Doğa gibi muhteşem harmoniyle biz neden birbirimize aidiyetliğimizle, muhteşem tabyolu yaratamıyoruz. İster aidiyet duygusu deyin, ister ait olma, isterseniz sahip çıkma duygusu, ne derseniz deyin bu bir kimlik tanımıdır. O’nla ya da o’nsuz. Kimlikli ya da kimliksiz…