Yüreğimizdeki duyguların ve hislerin rehberliğinde çıktığımız içsel yolculuğun seyir defterini yazmanın telaşı içindeyiz. Kendi içimizde yarattığımız dünyayı, tıpkı yaşadığımız dünya gibi kirletip tüketiyoruz. Bizi mutsuz kılan her şeyden kendi payımıza düşenden en siyahını seçip içimize gömüyoruz. Yüreğimiz toplu katliyamlardan kalan mezara dönüyor. Mezar bekçiliği de bizde.
Dün’ün keşkesi, bugün’ün aması, yarın’ın belkisinde boğuluyor, sürekli bir iç savaşın içinde barış güvercinleri uçurmak isterken takla atmalarına şaşıyoruz. Mutsuzluk deryasında boğulmaya terk edilmiş ölmeyi beklerken bir yanda da hislerimiz bize barış hiç olmayacak taklacı güvercinler hiç uçamayacak gibi hissettiriyor…