İnançsızlık denizi

Bu depresif yazıları yazıp duruyorum diye depresyona girdiğim sanılmasın sakın. Ben psikiyatr ya da psikolog da değilim, hayatımda ciddi anlamda depresyona da hiç girmedim. O yüzden burada depresyon konusunda ahkâm kesmek üzerime vazife değil. Şu kadarını biliyorum yanlız: İnsanın kendini depresif hissetmesi ile depresyona girmesi arasında dağlar kadar fark var. Depression sızısı hiç geçmeyen bir çürük gibidir. Zihindeki bir yara. Sızladığı noktaya dokunmaman gerekir bir tek. O yine de hep oradadır. Benim gibi kendini yalnız, üzgün ve boşlukta hisseden insanların ruh haline denmiyor depresyon.

Türkiye’de hâlâ depresyondaki insanlara “çık biraz hava al, eşini, dostunu” ara tavsiyesi verilirken, benim gibi yas acısından, ayrılık sızısından ağlayanlara cart prozac reçetesi yazılıyor. En azından benim çevremde gözlemlediğim bu. Bu antidepresan ilaçlara dair söylenecek çok söz var. Depresyondan intihar eden insanların çoğu antidepresan kullanmaya başladıktan kısa bir süre sonra intihara karar veriyorlar. Prozac ve benzeri ilaçları kötülemekte değil amacım. Söylemek istediğim kendinizi kötü hissediyorsunuz ve yapmanız gereken doktora gitmek. Onun yapacağıda büyük olasılıkla antidepresan yazmak, hadi yazmadı diyelim o zaman da sonuç psikoterapi. Kendimi biliyorum ve yaşadığım sıkıntılardan karşımdaki doktor dahi olsa konuşarak kurtulabileceğimi sanmıyorum.

Tüm bunları düşününce yine kendime engeller koyuyormuş gibi hissediyorum. Peki ne yapacağım artık bende bilmiyorum. Zamanada artık inancım yok. İnançsızlık denizinde boğulmak mı benim kaderim…

Bir gözyaşı düşer toprağa. Toprak anlarda insanı, insan anlamaz insanı.

Yorum bırakın